20 Nisan 2009 Pazartesi

-Onu çok seviyorum… Onu görünce yüzüm kızarıyor… Elim ayağıma, dilim damağıma dolaşıyor… Onu görünce çok seviniyorum… Ayaklarım yerden kesiliyor, kanatlanıp uçuyorum.
-Onun haberi var mı peki bu durumdan… Ona açıldın mı?

Biz gençken, öğrenciyken, aşıkken, birine gönül düşürünce ‘açılmak durumu’ devreye girerdi… Her şey apaçık ortadayken, kıymetline açılırdın… günlerce karnın sancırdı, başın ağrırdı, heyecandan için pırpır ederdi… ‘açılmak’ demek, ‘arkadaşlık teklif etmek’ demekti… Yani zor bir işti…

Ve hemen imdadımıza şair Nahit Ulvi Akgün’ün ‘birisi’ isimli o nefis şiiri yetişirdi:

Bir var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki
Gülüşerek başlıyoruz söze
Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şet var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda

Biz gençken şiir okuyarak aşk ilan ediyor, açılıyorduk birbirimize… sonu şiir gibi bitmese de çoğu zaman, şiirden medet umuyorduk gönül sancımıza
Biz ‘açılmak’ diyorduk o masum küçük gönül yangınlarının çıkardığı çıtırtılara… şimdi ‘çıkma’ ‘flört etme’ filan…

‘çıkmak’, ‘flört etmek’ durumunda da şiir var mıdır bilemiyorum… ama ruha ciladır şiir, insanın kapılarını pencerelerini kırarak açar, kalbe bol ve temiz hava dolmasını sağlar.
Şimdinin teknolojik araç-gereç zenginliğinde belki de modası geçmiş bir durumdur bu ‘açılmak’ ve şiir sanatı… ancak karşılık görsün görmesin açılmak durumu’nda gizli ve masum bir var olma hâli vardı… çıkmak’ta ise daha fazla şeyler var… açılmak’ta yatay bir çıkma, çıkmak’ta dikey bir açılmak vardır belki de… belki ikisi de aynı kapıya çıkıyordur kim bilir… herkesin gönül hizasında…

Herkes kalbi ve hayal gücü kadar seviyor, açılıyor veya çıkıyor… ve sonuçta fazla açılınca boğuluyorsun, çok çıkınca da düşüyorsun bir gün… hem bu müthiş duygu hatrına değil mi zaten, hala sürüyor ve hiç bitmeyecek bu macera:

Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda
Met Üst 2006/16
Eğer birini seviyorsan özgür bırak ve ayağına taşlar bağla. Kaçmaya çalışacaktır. Bir süre sonra bacakları çok güçlenecek. Taşları çözdüğünde çok yükseğe zıplayabilecektir. Dönerse müjde, bir çekirgeniz oldu. Dönmezse zaten hiç senin olmamıştı.
Cem Dinlenmiş 2009/16

17 Aralık 2008 Çarşamba

Değiş, çalkalan, otur, Eskisi gibi değil hiçbir şey. Ve hiçbir şey eskisi gibi 'temiz' olmayacak. Peki, o zaman bugün? Yeni aslında üstte yazılan satır bu satırdan daha 'iyi' yazıldı. Çünkü daha masumdu. Şu an gelecekte 'temiz geçmiş' olacak değil mi?

'Neden kirlenilir?' Sorusu gelir o zaman hemen ardından. Cevap zaman olabilir. İnsanlar değişir farkında olmadan. Eskiden iyi yaptığı işleri yapamaz duruma gelebilir. Zaman zaman yakınılır ama bu o'dur.

Eski alışkanlıklar yersiz kalır. Zamanla unutulur. Yeniler gelir eskileri arkaya ittirilir. Onlar sıkışır. Tozlu rafları temizleme zamanı geldiğinde orda olduklarının farkına varılır.

'60'lar, 70'ler, 80'ler, 90'lar, hatta 2000'ler ne güzeldi!' geykleri yapılır. Hafif meşrep nostajisi ile. Ama 2020'de de '2010'lar ne güzeldi!' geyiği yapılır, yapılacaktır. Çünkü geçmişe özlem hep varolacaktır.

Bugün de güzeldi aslında. Pişmalıklarla, heycanlarla, üzüntülerle, sevinçlerle birlikte geçmişten gelip geleceğe yürümek.

GEçmişin kadar varsın. Geçmiş oluşturur kişiyi. Kişisel tercihler işte... Peki gelecek geçmişe sadakat ise geçmiş geleceğe ket vurmaz mı?

Birçok şey kalır geçmişte, bırakırsın orda öylece. Önceliklerinden çıkmıştır çünkü o artık. Yeni şeyler cezbeder.

Alışkanlıklar? GEçmişteki alışkanlıklar? Gelecek alışkanlıklar?

Hal? Tavır? Düşünce? Bunların geçmiş ve gelecek varyasyonları?

Eskiden yanlış gelen şeyi şimdi doğru bulmak fakat tepki göreceği için pratiğe dökememek?

İtirazsız kabul?

Daldan dala.

Yanımıza kâr kalan tek şey geçmiş güzel anılar.

Bugün, geçmiş ile gelecek arasındaki sıkışmışlıktır.

Ömür bir gündür, belki de o gün bu gündür.

2 Ekim 2008 Perşembe

Göz yaşları kaç çeşittir? Şöyle bi bakacak olursak hüzün ve mutsuzluk, sevinç ve neşe, bilinmeyen.

Mutsuzsundur kötü günler geçiriyorsundur göz yaşı bezleri daha fazla tutamaz kendini salıverir ıslanır göz altı torbaları.

Peki ya mutluyken? Kupa falan almışsındır ya da emek vermişsindir, bunun karşılığında sevinçten dayanamaz ağlarsın ama yüzün güler bi damlası hüzün için akmaz.

Bu ikisi tamam net ama ya üçüncüsü? Bilinmeyen göz yaşı da neymiş, ne işe yararmış, nasıl çıkarmış?

Ben en son bi geçen gün yaşadım bi de bugün yaşamaya yaklaşır oldum. Okulda öğle arasında kız arkadaşımın dizine başını koyduğumda bilmeden, benden habersiz sessizce dökülmeye başladı. Anlatılmaz bir hafifliği oluyor ama anlamıyorum neden oluyor sanırım fazla doluyor ve sirkülasyonu gerekiyor. Tek hissedilen hafiflemiş ve rahatlamışlık hissi. Ve arada bir gerekiyor sanırım.

Bugün ise az önce boş bi otobüste en arkada kapının basamağına oturdum ayakta durmaya halim kalmadığını anladığımda. Aniden gözlerimde ve göğsünde bi baskı hissettim nedenini bilmediğim bir huzursuzluk vardı. Belki de bir kaç günlük farklı farklı duyguların karşımıydı ani bi baskındı bilmiyorum ama yol boyunca gözlerim yukarı bakmaktan yorulmuştu ve sadece bir dizi arıyordu başım...

Otobüsten inip eve geldiğimde toparlanmıştım ama hissettiğim duygularda güzeldi. Arada bir tazelemek lazım sanırım o suyu ne çok akmalı ne de kullanımsızlıktan bayatlamalı.

8 Ağustos 2008 Cuma

Kafa esti değiştirdim temayı fena olmadı he? =)

Bireysel Evrim v2.0

Daha önce bazı konularda daha geniş açıklamalar olacaktır demişim. Şu an yazıyı okumaya üşendim ama bu başlığı uygun gördüm. Evrime devam o halde. Başlayalım.

Daha sakin olmak lazım anladım ki. Ya da bi yerden sonra otokontrol mekanizması. Bi yerden sonra kendimi tutamayıp sapıtsam da sınırımı esnetebilirim sanırım. Elbet bir durma noktası. O zaman olaylar yatışana kadar sakin olmakta fayda var. Boş yere hır çıkarmaya gerek mi var anacım.

Olayların yatışmasını beklemek en iyisi gibi bu evrim sürecimde.

İlk yazıda büyüğümü söylemişti neox. Şu an geride 17 yıl iki gün bıraktım ama bir şey değişmedi. Belki de bu evrim birden sonlanacak ya da bitmeyecek sadece stabil olacak. Şu koca bi sene neler neler yaptım ama değişiyorum ve memnumum halimden.

Dur hoop hemşerim doğum günü neden girdi konuya evrimden sakinlikten sukünetten devam.

Ve biliyorum ki sevgili blog ve sevgili versiyon ikinoktasıfır eğer sakin olmasaydım şu an ateşler içinde yatağımda debeleniyor olacaktım ama gayet keyifliyim. Sessiz olup sorunu çözmek sorun yaratmaktan iyi.

Durup dinlemek lazım. O zaman daha iyi olacak...

Not: Bu yazının da ucu açık kaldı belki bir gün v3.0 gelir. =)

Not 2: Klavyemin shift tuşunu yaktım içinden acayip pislik çıktı valla. =)

30 Temmuz 2008 Çarşamba

Ses kontrol...

Bip bip biipp cııızz...

Heh yine geldim sana eskimiyorsun ama yaşlanıyorsun be. Ama ben hala bu pencereye bakarken radiohead açıyorum ve ilk şarkı subterranean homesick alien. Tamam, burdan da konuma bağlıyabilirim güzel. =)

Hayat sensiz devam ediyor ama sen dahil olmak istediğinde "yassah almıyoruz gardaşım" demiyor. Biraz çaba biraz iyi niyet biraz da özveri lazım sanırım her konuda. Level forumlarına üye olup da aktif olmaya çekinmiştim zamanında. Burda birçok kişi tanıdım ve belki sıfır bir dergi ve forumla aktivitemi arttırmam daha iyi oldu. Ya dur konudan saptım.

He yüz yüze görüştüğüm arkadaşlarımdan çok ogz forumuyla tanıdığım arkadaşlarım var. Eskisi kadar sosyal değilim ama halimden memnumum yani. Çok fazla şey öğrendim ve öğrenmeye devam ediyorum zamanla. Ve bunlar hep benim dahil olma isteğim doğrultusunda oldu. İstediğim ölçüde katıldım tanıdım...

Vakt-i zamanında Serpil Ablanın blog'una bakardım (artık eskisi kadar yazmıyor anca ayda bir yazı yani =) ve Radiohead'in İn Rainbows albümü çıkarken çiziktirmişti oraya. bir dinliyeyim dedim, diskografisini çektim. Takma isim olarak homesick alien'ı seçmesi bi etken olmuştu tabi subterranean homesick alien'ı dinleyerek başlamamda. Ve seviyorum şu an arada giriyor playlist'ime.

Az önce forumda kendi adımı aratırken deddo'nun İzmir Buluşması öncesi merak ettiği üyelerden biri olduğumu şans eseri gördüm. (30 okunmamış yeni konuyu okumaya üşendim ve hepsini okundu saydım evet. =) Ve ben dahil olmak istediğim katıldığım için merak edilir oldum ki bu güzel bir olay. Eğer hiç bulaşmasaydım kimseyi tanıyamacaktım ve belki birçok kaybım olacaktı. Ama forum yine tıkırında dönecekti. Yine sağ sol tartışmaları olacaktı, yine animeler konuşulacaktı. Kısacası hayat devam edecekti. Bu sadece bir örnek yüzlerce binlerce sayılabilir sanki. Ama sanırım değişmeyecek bir şey var o da 'hayat biz dahil olmak istediğimiz için var.'

Dipnot: Bu arada diego sabaha karşı 4.30'da beni yazmaya teşvik ettiğin için sağol ^^

18 Haziran 2008 Çarşamba

Köşe v5.2

Son 50 dk köşe yola çıkıyorum artık. Güle güle köşe-can. :)

15 Haziran 2008 Pazar

Köşe v5.1

Defter istanbula gidiyorum çarşamba günü uzak kalacağız biraz ama oralarda yazarsam seni mahrum bırakmam. Bekle beni. :)

29 Mayıs 2008 Perşembe

Birileri ağlıyor. Aynı anda birileri gülüyor başka evlerde, başka yerlerde. Bu böyledir değil mi. Hiç bir gün dünya aynı anda gülüp aynı anda ağlamaz. Lakin diğer bir gün o ağlayan güler değil mi? Üzücü olaylar geride kalır ve birlikte gülerler. Her acı geride kalır değil mi? Zamanla hepsi önce geri dönüşüm kutusuna sonra da ordan kalıcı olarak temizlenir sadece kırıntılar kalır. Önemsiz anılar anılar olarak bilinçaltında unutulmaya yüz tutar değil mi? Tüm acılar, üzüntüler, mutsuzluklar geride kalır sonunda mutluluk sağlanır değil mi? Bu mutluluğu sağlayan da tek bir andır değil mi? Hepsini geride bırakmaya yetecek olan an. Diğer herşeyi önemsiz kılacak an. Değer biçilemeyecek olan an. Üzüntüler geride kalsa ve saf mutluluk yakalansa...

19 Mayıs 2008 Pazartesi

Köşe v5.0

Unutuldun sen de köşe. Önceliklerim arasında arka plana düştün. Sana ayıracak vakit bulamaz oldum belki de ayırmak istemedim öyle ya da böyle boş kaldın köşe. Ama hep burdasın ne kapanacaksın ne de başına başka bir şey gelecek burda kal sen karalarım seni arada ilham gelirse. ^_^

29 Nisan 2008 Salı

Tebdil-i Mekan

Temamı değiştirdim belki değişiklik işte yarar diye. Kara kara içim sıkıldı azıcık renk gelsin şenlensin diye değiştirdim. Gerçi okuyucum sınırlı ama kendime yazıyorum bu köşede. Okuyanların da başımın üstünde yeri var. ^_^

Bir kaç oturmuş yazıyı, temayı, düzeni biraz oynadım sayfayla yine pek albenili olmadı odun gibi bir yer sonuçta ne değşir ki. Eşşeğe altın semer vur eşşek yine eşşek. Neyse yenilik lazım bazen. Yeniledim seni Blogger hesabım! =)

19 Nisan 2008 Cumartesi

benim köşem v4.0

İlham gelir ve gider. Odamı paylaştığım kuş sağolsun bu saatte anırmaya başladı. Ev halkı ayağa kalkmasını engelleyene kadar şevk kaçtı. O zaman köşeme kurulmalıyım ne yapayım sana köşe. Köşeye kurulduğum tamam ama ne anlatayım sana...

Soğuk.

Soğuk aklıma geldi. Soğuktan bahsedeyim sana. Soğuk daha güzel değil mi defter. Karşıtıyla var olduğu gerçeğini göz ardı etmek istiyorum sıcak olmasın. Vıcık vıcık olmasın. Soğuk olsun daha iyi. En azından tedbirimi alır öyle çıkarım dışarı. Kat kat giyinir çıkarım. Hafif bir ürperti derinden yaklaşır. Isınacağını bilir ve üşürsün ama güzel olur. En azından derine yapışmış her gözenekten ter fışkırmaz.

Tamam defter olmadı saçmaladım.

Eskiye özlem nedir köşe? Atari ile gece geç saate kadar oturup çok ısınmış yat dendiği an.

Olmadı köşe bundan da bir şey çıkmadı.

Amores perros geldi aklıma. Var mı böyle bir film. Varsa ben izlemedim ama beni böyle etkileyen başka bir film olmadı. Üç kişi ve tek olay. Bir anda birbirine bağlanır ve "Meksico City için bile alışılmadık türde bir vahşet doğacaktır bu hayat girdaplarından..."

Bu gece sek sek oynuyorum seninle köşe.

Voleybol oynamak istiyorum köşe. Sakatlık ve sekteye uğramak kötü ama kaşındım be köşe ben arandım ve buldum. Şimdi zıplamaya korkuyorum ve tedirginlik duyuyorum. Ayıptır söylemesi bileğimi burktum bir iki ay önce ve davul gibi bir ayağa sahiptim. Geçti ama tekrarlanmasından korkuyorum köşe. Bir an gelip patlama yaşayıp çatır çutur vurayım ki topa anca kendime geleyim iyileştiğimi kafama sokayım.

Neyse köşe daha fazla saçmalayamıyorum. Bir daha görüşene dek hoşçakal. Görüşürüz.

3 Nisan 2008 Perşembe

Lynx! Anlat bakalım!

Bir de baktım röportaj isteniyormuş. Çağlanın blogda gördüm ama hop hop diyerek büyüyeceğini sanmıyordum fakat güzel oldu yeni bloglar görülüyor ve bloglar arası oyun gibi oldu. Çağlayan'a teşekkürler ^^ Meşaleyi bana devredip burada bulunmamı sağlayan Ayna-i Marzi'ye teşekkürler ^^ Ve son olarak sıranın bende olduğu haberini veren Neoxolmis'e teşekkürler ^^ sanırım gevelemeye başlasam iyi olacak =)

1- Evet Mert, anlat bakalım nasıldır keyifler?

İyi diyelim iyi olsun işte ne yapalım kendi halimizde gidip geliyoruz. Ev, okul arası gidiyor hayatımız. Bu aralar tiyatro günleri var buralarda onlara uğruyorum işte. Ama eskiye göre daha iyiyim değişiklik gerekiyor bazen gereksizlerden kurulmak kısa öz olması gerekiyor. Bunu yaptım birkaç ay önce ve kabuğuma çekildim kendime yeteni tuttum yakınımda fazlalıklardan kurtuldum. =) Ceviz diyemem ama fındık gibi bir kabuk örüyorum sanırım bu aralar.

2-Şimdi lütfen bana bir meyve söyleyin ama bunda sizden bir şeyler olsun.

Sanırım hormon yüklü bir hıyar diyebilirim. Hangi hıyar horman enjekte edilerek bambaşka bir şey olmak ister ki?

3-Bana bir şarkı söyle şimdi de senin için anlamlı olsun.

Dean Martin - That's Amore listenin başını çeker.

4-Favori kahmanın olarak nitelendirdiğin birileri varsa ortak özellikleri nelerdir?

Öyle ki izlediğim tüm animeler, diziler, filmler ya da okuduğum kitaplar yani bilimum tüm kahramanı olan yapımların bu baş kişilerini seviyorum benimsiyorum hepsi orda güzel ama ayrılmasınlar kendi evrenlerinden. Spiderman'in bir bölümünde fantastic 4, iron man ve şu an unuttuğum tüm karakterleri birleştirip bir kaç bölüm çekmişlerdi ve kargacık burgacık bir şey olmuştu hepsi kendi içinde güzel öyle kalsınlar.

5-FRP karakteri seç şimdi kendine.

Pack mule olurdum. Ve en azından iş yapardım diğerlerine kafam basmazdı.

6-İki filmden iki karakter seçin lütfen.

Amores perros'dan seçerim ikisini de birincisi Octavio olur. İkinci de El Chivo.

7-7 günahtan hangisini defetmek istersin?

Menfaat üzerine kurulu bu düzen olmasın herkes menfaatleri için yaşıyor herkes menfaatleri için selam veriyor. Çıkar ilişkileri olmasın.

8-Bir "iyi ki.." bir de "keşke..." lütfen.

İyi ki durmam gereken yeri bilip ne hale geldiğimin farkına varmışım ve önceliklerimin değiştinin farkına varıp hizaya sokmuşum onları.

Keşke Level forumlarında da aktif olsaydım.

9-Son sözleriniz ise;

Bol bol için.

Yine eksik kaldı ama toparlamaya kalkarsam hepsi değilır en iyisi bu sanırım =)

Uzun bir pas ve top Zer0'da =) (tabi isterse kırmaz ise ^^' )

28 Mart 2008 Cuma

Havadan nem



10.40 suları
Anlık değil mi her şey? Bir an, iki an, üç an, on an, otuz an, yüzlerce an, etti bir ömür, hayat, yaşam. Her anın bağlayıcılığı var mıdır? Her an yaptığımız şeyin hesabını verebilecek kadar cesaretimiz var mı? Peki, sevmediğimiz, nefret edip yok olmasını istediğimiz anlar? Bunlardan kurtulamaz mıyız? Neden üstüne gelir istemediklerin, çekindiklerin uzak durdukların?

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Ya yılanlar herkese dokunduysa ve sadece sen kaldıysan. Ne kadar kaçabilirsin? Elbet bir gün karşılaşacaksın değil mi? O zaman neden ipleri ona veriyorsun sen köşeye sıkışıyorsun. Kaçtıklarının üstüne gitsen de sen onları sıkıştırsan?

Korktukların sadece gözünde büyüttüklerin değil mi? Onları küçümseyip ezemez misin? Alaşağı edecek gücün var. Kontrol altına alamaz mısın korkularını? Bu kendini dünyanın merkezinde görmek değil. İç dünyanı zaten sen yönetiyorsun. Tek hâkim ve hükümdar sensin. Unutma sen varsan hayat var sen yoksan hayat yok.

Oopss! Konu ne kadar dağılmış. Asıl demek istediğime gelelim.

Sıradan basit bir olaya bir “an” farklı başka bir “an” farklı tepki verilir. Ve bu insanın ruh halinin içine edilir ya da nötr karşılayabilir. Peki, bu kötü ruh hali ne kadar devam etmeli? Bu satırları yazınca değişir mi o ruh hali? Etkisinin olduğu kaçınılmaz fakat her şey düzelir mi? Çok mu pesimist oldum? Bu bana yaramaz optimistlik daha iyi fakat pollyanna değil.

Bu kadar yeter bakalım neler değişecek.

Lights! Sounds! and Action!





11.30
Her şey düzeldi.

15 Mart 2008 Cumartesi

Çicek vs. diken

Hayaller, istekler uğruna bazı şeylerden feragat edilebilir değil mi? İhtiyaç diye ifşa ettiklerimize ne kadar muhtacız? Onlar olmadan olmaz mı? Her gün internete girmek, televizyon izlemek ve bunlar gibi yüzlerce örnek. Her zaman bunları gerçekleştirmeye alışmışsın fakat hayallerin bunları gerçekleştirmeye evlerişli değilse? Vazgeçebilecek cesaretin var mı? Ya da güven duyuyor musun kendine bunlar olmadan yaşayacağına inanıyor musun? Neden olmasın? Hayal, istek, dilek, amaç. Gerçekleşince mutlu olacaksın değil mi? Her gülün dikeni var. Fakat çok da güzel bir çiceğe sahip güzel kokan, görünen. Hep bir güle sahip olmak istemişken dikeni eline battığında mızmızlanmamalısın. Her sorunun bir çözümü vardır değil mi? Yoksa sorun olmazdı..

11 Mart 2008 Salı

Hiç, yoktan iyidir. Yoksa değil midir?

3 Mart 2008 Pazartesi

Lekesiz zihnin sonsuz ışığı..

Hatıralar bizi geçmişe bağlar değil mi? Anı yoksa geçmiş de yok. Geçmiş yoksa şu an yok. Şu an anlamsız ise geleğin önem teşkil etmez. Geçmiş ile gelecek arası kurulan köprünün adı şu an olmuyor mu? Hayat irili ufaklı anlardan oluşan bir lego gibi değil mi? O küçük ya da büyük lego parçacıkları birleşince ortaya bir şekil üç boyutlu bir obje çıkardı karşımıza. Bazen beğenmezdik "bu ne" der yeniden yapardık bazense bozmaya, parçalarına ayırmaya kıyamazdık. Günlerce saklardık öyle kalsın isterdik. Yap-Boz'lar vardı bir de. Orasında burasıdan çıkıntıları olan ve birleşince bütün olan yap-boz'lar eğlenceli olsun diye üstüne bizi cezbeden resimler konurdu. Bir bütün olmadan tamamlayan olmadan hiçlikti onlar. Üstündeki resim anlamsızdı. Hepsi muhtaçdı birbirine Çünkü yalnızken anlamsızlardı. Tamamlayıcılarının her zaman yanlarında olmalarını isterlerdi çünkü anlamsızlığı böyle delip geçebilirlerdi. Yalnızken anlamsız ve saçma olan bir çok şey eşleri olduğunda bir anlama bürünüyorlardı.

Düzeni kim kurdu bilmem ama düzen üzerinde doğdum. Herhangi bir siyasi rejimi kastetmiyorum düzen diyerek. En büyük düzenli düzeni kastediyorum. Kimsenin kalnız kalmayacağını öngören düzeni. Bunun içinse en büyük kanıt erkek ve dişi. Çift. İki yarım. Biri diğerini tamamlarken diğeride onun eksiklerini giderir. Çift. Çünkü başka fraksiyona yer yok. Birebir fonsiyon. Tamamlayan olduğu için yarımım asla mükemmel olamam sınırımı bilmem sadece sınırımın yarı sınırı bilebilirim. Hissedilene ya da öngülene bakılırsa yarı sınırımı aşıyorum. Zamanla sınırımıda zorlayacağım. Bunu fark ettiğimde yazacağımda..

Yine mi bireysel yazdım olmadı ama yazılarımda "ben" kelimesini kullanmayı ikinci bir emre kadar yasaklıyorum. Bu köşenin sahibi ben olduğum için de kuralları koyup kaldırma yetkisine sadece ben sahibim. Demek ki istediğim zaman kafam esince kural koyup kaldırırım. Şimdi de ikinci bir ferman yayınlıyorum; "Ben" kelimesi kullanıma açılmıştır hayırlı olsun.

Benimde yarı sınırım var değil mi? Herkesin olduğu gibi. Ben o sınırı çoktan geçtim ke nirvana mı yoksa foseptik çukuruna mı gidiyorum bilmiyorum ama şu an mutluyum. Bu anlar birleşiyor ve mutluluk katsayısı artıyor dolayısıyla...

2 Mart 2008 Pazar

Gece

Gece. Bir kaç apartmanda bir kaç ışık. O lambaların aydınlattığı insanlar, eşyalar, belkide olaylar. Hepsinin gayesi farklı fakat meşguller. Bazen o insan bazen o eşya, bazense ışığını arayanları aydınlatanlar. Belki karanlık içinde aydınlanmayı bekleyen insan. Yolu var mı o ışığı arayan insanın? Mum kadar zayıf bir ışık da olsa ışık var mı yolun sonunda? Sabaha karşı ışığını bulan ve huzurlu yatan var mıdır? O ampulle aydınlanan odadakiler keyiflidir belki. Peki uyanlar ve karanlıkta sıcak yatağına konuşlananlar. Onlar ne kaçırıyor? Herkesi gecesi farklı. Kimisi acısından uyuyamıyor kimisi sevincinden kimisinin eğlencesi, hobisi kimisi yarını düşünür bazısı yarın rutininde neler yapacağını. Geceden tat alanların sayısı mı çoktur yoksa uyuyup sağlıklı yaşarım ben gece uyku vaktidir diyenlerin mi? Peki yazanlar ilhamlarına gece kavuşanlar bu anı bekleyenler. On iki saat gece on iki saat gündüz. güneş var ay var. Düzen içinde. Ay ve güneş devir teslim törenini eksiksiz yerine getiriyor. Gece uyanık olanlar bunu yerine getirir mi? Gece sessizlikte oturan azınlık Lynx'in ilhamı bitmiş zaten daldan dala atlamış keser artık burda bu gece çevresinde dönen sıçramaları bir etkisi olup dünyayı değiştirse neyine her şey aynı kalsa neyine o yattı. Geceyi takip edemiyor. Çünkü gündüz yaşayan çoğunlukla sunduğu görseliği takip etmesi, seyir haline geçmesi gerekir. Çoğunlukla yapması gerekenler var gece açık değiller ki. Ne çoğunluğun eksiği ne azınlığın fazlası var sadece zorunlulukları var bunu seçiyorlar alternatifleri olmadığından. Bunları karalayan Ay ve Güneşin devir teslimine şahit olamadan güneşi karşılama hazırlanır ne kadar daldan dala gittiğinin farkında olarak.

27 Şubat 2008 Çarşamba

benim köşem v3.0

selam köşe bundan sonra bu köşenin adeti olsun yazarken müzik dinleyeceğim ne ne dinlediğimi yazacağım. Evet açılış cat stevens-wild world. Cat ne adamdı ya küçükken dinlerdim (0-7) sonra her türk genci gibi pop dinledim (7-10) sonra yabancı pop (10-12) sonra moda rock grupları (12-16) sonra yani şu an da rahat ettiğim müziği dinliyorum aslında her zaman rahat ediyordum ve zevk alıyordum dönemin koşullarına göre bakılınca en iyisini dinlemişim aslında. He ne diyordum cat yani yusuf (islam) bilmiyorum doğru yolu buldu mu bulmadı mı ama diskografisi şart oldu =)

Pek güzel bir haberin var sana internet hayatımdan bu yana kotasız diye debelendim ve nihayet önümüzdeki ay kotam ne kadar oldu acaba derdi olmadan indireceğim diskografileri.

Ağzımdaki baklayı görmek istermisin köşe gerçi daha ıslanmadı bile ama olsun. Bak bu da bakla;

Sanırım nip/tuck da quentin için söylenmişti. "Başkalarının zayıflıklarını yüzüne vurarak kendini yükseltemezsin." Ne kadar vahşice değil mi? özümüz gibi atalarımız gibi. Güçlü olan ayakta kalır. Güçsüz olmayı kim seçti? Kim ben bu oyunda güçsüz aciz bir karakter canlandıracağım derki? En basitinden futbol oyunlarında oyuncu yaratırken forvet yaparız oyuncumuzu. Gol atsın, göze batsın, bir numara olsun diye. Evet biliyorum başka etkenlerden dolayı burda kesmek zorunda kaldım. İlhamın içine ettiler. Kapattım burda köşe güle güle belki v3.1'de görüşürüz...