28 Mart 2008 Cuma

Havadan nem



10.40 suları
Anlık değil mi her şey? Bir an, iki an, üç an, on an, otuz an, yüzlerce an, etti bir ömür, hayat, yaşam. Her anın bağlayıcılığı var mıdır? Her an yaptığımız şeyin hesabını verebilecek kadar cesaretimiz var mı? Peki, sevmediğimiz, nefret edip yok olmasını istediğimiz anlar? Bunlardan kurtulamaz mıyız? Neden üstüne gelir istemediklerin, çekindiklerin uzak durdukların?

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Ya yılanlar herkese dokunduysa ve sadece sen kaldıysan. Ne kadar kaçabilirsin? Elbet bir gün karşılaşacaksın değil mi? O zaman neden ipleri ona veriyorsun sen köşeye sıkışıyorsun. Kaçtıklarının üstüne gitsen de sen onları sıkıştırsan?

Korktukların sadece gözünde büyüttüklerin değil mi? Onları küçümseyip ezemez misin? Alaşağı edecek gücün var. Kontrol altına alamaz mısın korkularını? Bu kendini dünyanın merkezinde görmek değil. İç dünyanı zaten sen yönetiyorsun. Tek hâkim ve hükümdar sensin. Unutma sen varsan hayat var sen yoksan hayat yok.

Oopss! Konu ne kadar dağılmış. Asıl demek istediğime gelelim.

Sıradan basit bir olaya bir “an” farklı başka bir “an” farklı tepki verilir. Ve bu insanın ruh halinin içine edilir ya da nötr karşılayabilir. Peki, bu kötü ruh hali ne kadar devam etmeli? Bu satırları yazınca değişir mi o ruh hali? Etkisinin olduğu kaçınılmaz fakat her şey düzelir mi? Çok mu pesimist oldum? Bu bana yaramaz optimistlik daha iyi fakat pollyanna değil.

Bu kadar yeter bakalım neler değişecek.

Lights! Sounds! and Action!





11.30
Her şey düzeldi.

1 yorum:

Ayna-i Marzî dedi ki...

Mail geldi mi bilmiyorum ama röportaj sırası sende :)

Merakla bekliyoruz^^