25 Kasım 2007 Pazar

Okul... çok mu gerekli ?

doğdumuzda inanılmaz bir hayalgücü bahşeder tanrı bize bir konuyla başka bir konuyla absürdce bağlarız ama mantığı olur çünkü hayalgücümüzün ürünüdür... biz yaratırız bize mantıklı gelir üretiriz sürekli istemsizce... ta ki kreş, anaokulu, okul öncesi, ilköğretim, orta okul, lise üniversite, ve diğer safhaları bu evrelerden geçince o hayalgücünden eser kalmaz hepsi erir yok olur bir kalıba sokuluruz... hayatımıza katkısı nedir fiziği bilince her şeyin kütlesi olduğunu bilince bir şey değişir mi hayatta ya da E=m.c.c bilince atomun bölünmesinde bir şey değişiyor mu ? biz bilince ne oluyor ? hayatta işimize yaracağından fazla bir şey bilince ve bunları unutunca bu vakit kaybı olmuyor mu ? en baba bölümü bitirdin lisede birincilikle sayılı üniversitelerden birine dereceyle girip dereceyle bitirdin ve iş bulamadın sahil kasabasına yerleştin (tıpkı antik çağda olduğu gibi) sakin güzel bir yer sabah çıkıyorsun balığını avlıyorsun akşamına da yiyorsun gayet güzel sakin şimdi burda o üstün bilgilerinin yararı ne ? bu bilgileri kendi başımıza öğrenmemiz daha iyi değil mi ? sadece işimize yarayanı almak daha iyi değilmi "bir taşı şu hızda şu yönde şu ivmeyle atarsan böyle olur" 
bilgisimi daha kalıcıdır yoksa 10 20 30 50 60 denemeden sonra öğrenilen taş atma bilgisi mi
daha kalıcıdır ? her şey dayatılır ve uymak zorundayız gerekli gereksiz... denemek öğrenmek ve
işimize yarayanı almak daha doğru değil midir ? bırakın hayalgücümüz yaşasın ve biz iç dünyamızda mutlu olmaya sakin hayatımızı
sürdürmeye devam edelim... sınıflandırılmaya kalıba sokulmaya ihtiyacımız yok herkes aynı olmasın düşüncelerimizle var olalım farklı olalım...

Şiddetten çok mu uzağız ?

Şiddet bize henüz küçükken aşılanmıyor mu? Çocukken yapığımız şeyler bellidir çizgi filmlerin başında saatler geçiririz, oyuncaklarımız olur oynarız ve gördüklerimiz karşısında sınırsız hayal gücümüzü kullanırız... Çizgi filmlerde hep şiddet ve zararlı alışkanlıklara teşvik yok mudur? Temel reisi izleriz bizim temel kabasakalı döver safinazı kurtarır, jerry önce yamuk yapar sonra tom'dan kaçar, bugs bunny ona buna dalaşır sonra kıvrak zekâ ve aldatma mühimmiş gösterilip diğerlerinin önüne geçer, coyote her türlü insafsız ve cani hamlelerle road runner'ı yakalamaya çalışır, tazmanian devil etrafa korku salar en güçlü olduğunu ispatlar bunu abartarak yapar gerçekte de tazmanya canavarı vahşi ve güçlü bir hayvandır fakat bu kadar abartmaya lüzum yoktur, o kümesin bekçisi köpeğe dalaşan horoza ne demeli süreli huzur kaçırıyor ve bunu eğlence olarak gösteriyor örnekler çoğaltılabilir... Peki ya oyuncaklarımza ne demeli? Maddi durumu yeterli her ailenin evladının mutlaka bir action man'i ya da power ranger'ı olmuştur hiç olmadı pazardan iki üç kuruşa onların dandikleri alınır... Bunlarla güllük gülistanlık gezelim tozalım diye oynanır yoksa birbirlerine çarptırarak dövüştürerek mi? Tabi dövüş esas alınarak çünkü onu görürüz onu benimseriz insanların birbirini ezmesini güç mücadelesi içine girmesini severek izleriz ve uygularız sonra bu duygu bir parçamız olur bizim... Hayvan yavruları "vahşi" dünyaya alışmak için kendi aralarında dövüşürler oyun farz ederler bunu çünkü onlara acıyacak biri olmayacaktır hayatlarında... otoburlar da kaçmayı koşmayı tabanları yağlamayı öğrenir. Anne karnındaki gebelik dönemi bitip doğdukları anda ilk yaptıkları iş ayağa kalkmak sonra da beslenmektir çünkü hayat acımasız ve yerde kalanı yemeyi yok etmeyi bekler... Âdemle Havva mantıklı gelmez bana çünkü şu an hayvanlar gibi yaşıyoruz eğer onlar gibi Uygar ve yüce yaratıklar olsaydık birbirimizi avlamayı beklemezdik birlikte yaşardık kimsenin önünü kesmeye çalışmazdık kimseye çelme çakmaya çalışmazdık düzeni birileri kurar ve ona uymayanı ezerler adeta sindirirler...
Bir de insan ön adını taşıyoruz hayvanlar gibiyiz hatta daha kötü tüketiyoruz, kullanıyoruz,
Kullanılıyoruz, sevişiyoruz ve eziyoruz... Otobüs kuyruğunda öne geçip avantaj sağladığımızı
Düşünüyoruz, birinin önünü kestiğimizde geleceğiyle oynadığımızda seviniyoruz hatta başkalarına anlatıp gülüyoruz, birisiyle göz göze geldiğimiz aldığımız cevabın "ne bakıyon lan" olma ihtimali "yardımcı olabilir miyim ?" den yüksek... Şiddet her yerde... Dayatan kargaşa istiyor ve başarıyor biz de aksini istediğimizde emre itaatsizlikten mahkûm durumuna düşebiliyoruz...
Şiddet bize empoze ediliyor ve karşı koyamıyoruz çünkü küçüklikten alışmışız adeta kurbağıyı sıcak suya koymak gibi; kurbağayı alıp direkt sıcak suya koyarsanız ayağı değer değmez zıplar ve kaçar fakat kurbağayı orta halli ılık bir suya koyarsanız o suyu sever içinde biraz yüzer alışır daha sonra sıcaklığını yavaş yavaş arttırırsanız fark etmez su ısınmaya devam edince kurbağa çırpınır kaçmaya çalışır yapamaz istediğimiz sıcaklığa geldiğinde su kurbağanın kaçacak gücü kalmamıştır ve kurbağayı sıcak suya koymuş olursunuz... "insan" dünyasında da işler böyle yürümüyor mu?

Sevgi nedir sevgili nedir ?

Öhöm… Sevgi nedir?! Sevgili nedir?!
Sevgi ile aşk arasındaki fark nedir ?!
Aslında pek fark yoktur herkesin kafasında farklı yerlerde farklı sıralarda yer etmiştir. Ama özü sevgi sadakate dayanır. Fakat sevginin de türleri vardır. Her şey sevilir ama biri farklı sevilir o özel olur. İşte özel burada ortaya çıkar. Aslında sevginin türü en başında belirlenir.
Bir keskin çizgiyle iki büyük türe ayrılır sevgi ve tabi ki her halükarda sevgiyi besleyen mezeler araya girer. Bu iki zıt kutuptan biri paylaşıma, yoldaşlığa, dostluğa dayalıdır. Diğeri ise tek başına şehvettir.
Şehvete dayalı sevgi çabuk sömürülür ve tükenir ortak pek bir şey yoktur. Çünkü önemsenmez bunlar. Duygular çok kısa sürede sömürülür ve bir şey kalmaz. Tamamen sömürü mantığına dayanır ve bozulan toplumlarda kültürel yozlaşmanın sonucu ortaya çıkar. Bu tip basit, yavan ilişkiler. Elde sıfır kalana dek tüketilir ve yollar ayrılır. Ve bozuk toplumda bunu matah bir şeymiş gibi söyler, anlatır, dayatır…
Yoldaşlık ve beraber ilerleme gayesindeki sevgi ise daha üstün duygulara değer verir ve onları yüceltir. Amaç; saygı, sevgi, ortak değerler, paylaşım, zorluklara beraber karşı koyma, eksikleri kapatma, değer verme, değerleri yüceltme olmakla beraber bu olgular sevgiyi yükseklere taşır, büyütür, uzun soluklu keşfedilecek şeylerin sayısını sonsuza yaklaştıran bir macera haline getirir. Mutluluk olgularını basite indirger ama bu asla ilkinin seviyesinin düşmesi değil küçük şeylerle mutluluğu akabinde daha büyük ortak tek bir mutluluğu sağlar. Hata ve sorun katsayısı bu sayede sıfır yakın bir değer alır. Çünkü sömürü değil; birken iki, ikiyken “bir” olmak esas alınır. Önemli olan aynı havayı solumak, aynı anda aynı şeyleri hissetmektir. Aynı payda da buluşmaktır esas gaye. Sömürü yerine çoğaltma duygusu ağır bastığından yaşanılacaklar bitmez. Tek nefeste değil tüm yaşam boyu bitmez yapılacaklar listesi bu sayede. Adeta sonsuzdan geri saymak gibi...

Yazıların iç Yüzü

Yazdıklarım ve yazacaklarım mutlaka bir ya da nadiren birkaç kişide gördüğüm hoşuma giden ya da düzeltilmesi gerektiğine inandığım yönlerini buraya aksediyorum o kadar. Bu gözlemi yapabileceğim ortam olduğu için mutluyum ve onlara sonsuz minnetlerimi sunuyorum. Onlar sayesinde yazabiliyorum, öfkelerimi dizginleyip uygun vakitte defterimle paylaşıyorum yoksa çok farklı bir yerde olurdum şu an. Tekrar tekrar okuyup ders çıkarma ve “bir dahakinde hazır olacağım.” dememi sağlıyor aynı zamanda. Öykü yazmıyorum çünkü senaryoyu devam ettirme zorunluluğu var. Ama böyle kısa aktarımlarda daha etkileyici ve özü yerinde, dağılmayan paragraflar oluşuyor. Uzun lafın kısası hepsi birine itafen yazılıyor ve duygu patlaması sırasında aniden ortaya çıkıyorlar. Çevremdeki beni tanıyan ya da uzaktan sadece bir kez gördüğüm herkese teşekkürü borç bilirim. Onlar sayesinde kendimi ehlileştiriyorum.

Sürüden ayrılan koyunu hep kurt mu kapar ?

Sadece olduğun gibi kimseye özenmeden yaşayın. Sadece gözlem yapın, hoşunuza gideni kendinize uyarlayın. Yoksa bir şeyi görür görmez hemen kendine edinirsen bu özentilik olur ve kendini yok edersin. Artık sürünün içindeki bir koyun olursun. Seni özel yapan bir şey kalmaz, zamanla yok olur. Kendi yaratıcılığını kullanıp geliştire bilirsin özel şeyler. Ve her zaman ilk en iyi olur, diğerleri anılmaz. Ayrıca sadece kendi yaptıklarıyla ilgi çekmeye çalışırlar. Fakat sadece kendi denkleriyle yaşarlar, “yok ve hiç” olup giderler. Hiçbir doktrine, hiçbir siyasi görüşe, hiçbir sosyokültürel yapıya bir zerre sahip olamadan bilinçsizle güdülüp giderler.

Her zaman yanında biri var mı ?

O sadakat en güzeldir…
Çünkü yalnız değilsindir. Sıfatı hiç önemli değildir. Sevgili, dost, arkadaş… Paylaştığın anda dinlenmek, gözünüzün içine bakarak dinlenmek, anlatırken rahatlamak, rahatlarken mutlu olmak, huzur bulmak içini dökmek… Karşılık beklenmeden dinleyen, her an dinlemeye hazır olan, her zaman paylaşan, her zaman bir şeyler katan. Hiç görüşmesen de bir haber geldi mi yardım etmesi yanında olması güzel bir kazanım bu kişinin sayısı artmaz ve iki üç beş olmaz hep bir ve hep seninledir. Özeldir ve yanındadır hep...

Ne kadar dinliyoruz ne kadar anlıyoruz ne kadar aktarıyoruz

Kendimizi anlatabildiğimiz zaman ya da karşımızdaki bizi anladığı vakit daha iyi konuşmaya daha iyi yaşamaya daha sağlıklı ilişkiler kurmaya başlarız. Ama eğer karşımızdakinin seviyesi bizden düşükse ya da anlamak istemiyorsa bizi, biz onun tezlerini savunan düşünceler zikrettiğimizde bile karar değiştirip üstümüze yürürler. Bizi anlamazlar ayrıca kendileriyle çelişip, kendi kendine erir ve yok olurlar. Zaten hiç “var” olmamışlardı ki. Bir şeyler öğrenip “taşıyıcı” olabilirlerdi. Ama anlamak ve dinlemek istemedikleri için “hiç” olurlar ve boş bir hayat olarak kimseye bir şey katmadan yok olurlar. Yok, olduktan sonra kimse adını hatırlamaz ve isimleri bir ifade etmez. Çünkü hiçbir şey katmamışlardı ki hayata…!!!

Az ve öz olması mı çok ve gereksiz olması mı

Söyleyecek çok sözüm, dinleyecek çok az kimsem var ama anlatmak istediklerimi diğerleri anlarsa bu dünyaya bir nokta iz bıraktım demektir. Fakat beni dinleyenler çerçevesinde kocaman bir nokta bıraktım demektir.

Herkese muhalefet lazım

Benim için yapabileceğiniz en iyi şey tezlerimi ve düşüncelerimi çürütmekten ibarettir. Tezlerimin çürütülmesi beni daha doğru düşünmeye sevk eder. Oturaklı kararlar vererek daha gerçekçi düşünceler içerisine girebilirim. Ve istediğim çizgide var olabilirim. Neticede düşüncelerimizle ters düşecek ve tartışacak ne kadar çok karşıt düşünce olursa bizi doğru yola itecek o kadar çok kuvvet olur ve istediğimiz çizgiye oturabiliriz….